Back to contents

 

Bil!
Geçmiştir bilinmez olan.

Hâviye

kuş sürüleri harfler taşırdı meydanlara,
kızgın,
kızıl,
tunçtan harfler,
kutlu cümlelerle örtmek için zamanı.
adsız bir çağın buğusunda,
adlar taktılar her ölene.
ve acıları izliemişti her sınır.
hüzünyüzlüannelerçiğneyippenislerini
göbekbağıyaparkenoğullara,
olmayan babaları kesik siyah bir at başıydı
çamurda,
günahı ve sırrı arayan.

acem bir çocuk tanrının bilyesi çatladı birden bire!

solgun bir ney havası duyuldu
Bâbil’den,
Îsrafil’in üflediği.
bunaltıya batırılan gün,
acıya uyandı,
bu son doğuş için.

dikenli teller akıyor damarlarımızdan şimdi.
korkudan, yengeç ayaklarıyla kovuklarına çekiliyor sular.
kiyametini taşıyor her ceset,
zamansız bir bekleyişten uyanıyorken.

bak!
yılanlar-çiyanlar yürüyor.
yıkıntılardan, balçıktan, ve bitten,
mor yüzlerinde sarı bir sırıtışla,
toprakla kısılmış çığlıkla
mezarlar yürüyor.
gümbür gümbür, yer-gök.

kapıları çaldılar yedi kez,
yedi kapı açıldı ard arda,
yedi büyük günah kör bir mesihin sırtında.
“cennet boyutsuz bir minyatür” dedi,
“cehennem anamız,
utanç, ve ateş emeceğiz
kıllı memelerinden Satyr’ın.”

kağıt gibi buruşuyor,
yalazlara soyunan her beden,
et kokuyor et!
et işte, binlerce yıllık inkârın adı.
kükürt dolu ciğerlerimiz,
kükürt, kekremsi;
hava, çürümüş.

ruhları nerede,
boyunlarında ölümsüzlük
muskası asılı insanlar
avuçlarında taşırken yüzlerini?
Íri demirler bölmekte bedenleri lime lime.
Ínlemeler kırıyor aynaları
Sır aşikâr.

adresine vardı yani,
önsüzden atılan her mektup.
binlerce neslin düşü,
bu dumalı ve kalabalık
işkence tezgâhına.

Aydin Bal